Karayılan Fotoğrafı Üzerine Yapılmış Bir Röportaj

Karayılan Fotoğrafı Üzerine Yapılmış Bir Röportaj                                                                                                                                                   

Hilâl KOCAOĞLAN
Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi’ne 12.03.2020 tarihinde Antep Harbi kahramanlarından Karayılan[1]’ın tek fotoğrafı Mehmet Ömer Pakhuy tarafından bağışlanmıştır. Bu fotoğrafın öyküsü, fotoğrafı müzeye bağışlama sebebi ve kendisinin Antep Savunması ile ilgili duyduğu hatıralar hakkında 25.01.2021 tarihinde Mehmet Ömer Pakhuy ile bir röportaj yapılmıştır. Yapılan bu röportaj aşağıda belirtilmiştir[2]:

Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

-“İsmim Mehmet Ömer Pakhuy. Antep Harbi gazilerinden o zamanki ismiyle Hacı Ahmet Nuri, sonraki soyadı kanunu çıktıktan sonra Mehmet Nuri Pakhuy’un oğluyum.”

-Antep Savunması hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

-“Antep Harbi’ni söylemek için çok geniş bilgiye sahip olmamız lazım çünkü bu memlekette o zamanda kadın, çoluk çocuk, kalanlar bunların hepsi benim yanımda kahraman.

1860’lı yıllar… Amerikan Hastanesi diye yapılan yer hiç mümkünü var mı, Amerika o zaman da daha kendi kendini zor kurtarmış. Bu iş İngilizlerin ondan sonra Fransızların, ille de İngilizlerin oyunu olarak oraya Amerikan ismini koymalarının sebebi de tepki çekmemesi için… Osmanlı, İngilizlere pek dürüst bakmıyordu. Onun için de oraya Amerikan Koleji[3] ismini verdiler. Amerikan Koleji’nde Ermeni gençlerini alıp eğittiler, Doğu tarafından Ellik Ermeni’si denilen bir kısım Ermeniler geldi, Taşnak Partisi’nden falan… Bunlarda hırçın insanlardı, buraya geldiler, bize çok kötülük ettiler. Nasıl kötülük ettiler? Buradaki Ermeniler Anteplilerle can ciğer şekilde otururlarmış, konuşurlarmış, komşuluk, ortakçılık ederlermiş. Ama bunlar (Amerikan Koleji vasıtasıyla) kışkırtmaya başladıkları gibi ve buradaki Ermeniler, Ermenice de bilmezlermiş[4], Ermeniler “gülüm” diye konuşur, Antepliler “yoorum” diye konuşurlarmış. Bu kadar aralarında muhabbet olan insanlar birbirlerine düşman edildi. İngilizlerin kışkırtma oyunlarıyla Türkleri ve Ermenileri bu vaziyete, savaşın eşiğine getirdiler. Yani bize en büyük oyunu İngilizler oynadı. Savaş olmasa daha iyiydi, yazık ben onlara da acıyorum. Yerinden yurdundan malından mülkünden oldular. Ama kendileri etti kendileri buldular.

Antep’in savunmada en büyük avantajı düşmanın topuna tüfeğine karşı evlerin hepsinin taştan yapılmasıydı. O taştan yapılan evlere de kurşun kolay kolay işlemiyordu. Antep’in zaten bir nafak taşı var çok yumuşak olur onu evlerin ve hayatın duvar süyüklerinde kullanırlarmış. Bir de esenbek taşı vardı. O da Tutluk’un olduğu yerdeydi. O taş kesilirken yumuşak, kesilip de bittikten sonra sertelir. Onun için Antep evleri esenbek taşından -ama biraz pahalı olurdu tabi- hayat duvarı süyükleri de nafak taşından yapılırdı. Bir de seyit Ali Karakolu’ndan da -Başpınar tarafında- oradan da taş gelirdi. Antep’in en büyük avantajı buydu. O duvarlar öyle sağlam olmasaydı. Taş üstünde taş kalır mıydı?

Cenabı hak bu savaşa katılan yararlılık gösteren ve göstermeyen -çünkü burada bulunmaları bir yararlılıktı- herkesten razı olsun. Çoluk çocuk kadın erkek savaşın başından beri kurşun sesleri, top sesleri, şehrin içinde 11 ay muhasara edilmek kolay bir iş değil.”

-İçerisinde Antep Harbi kahramanlarından olan Karayılan ve babanızın bulunduğu bir fotoğrafı müzemize bağışladınız. Bu fotoğrafın hikâyesinden bahseder misiniz?

-“Babam medreseyi bitirdikten sonra rüştiyeye gönderiyor dedem, babamı. Çok zeki bir adamdı babam. Hemen genç yaşta rüştiyeyi de okuduğu esnada Birinci Dünya Harbi patlak veriyor. Dedem babamı Kelleci Pazarında bir Ermeni’nin yanında ekmekçi dükkânına koyuyor. Evvelden ekmekçilerin hepsi Ermeni imiş, Müslüman yokmuş yani. Aslında zanaat sahiplerinin hepsi Ermeni imiş… Orada biraz çalıştığı gibi o Ermeni ortalığın kötü gideceğini herhalde sezmiş olmalı ki dükkânı devredip Halep’e göçüyor. Aradan biraz zaman geçiyor, babam dedeme; “Baba bende Halep’e gideyim de” – Antep oraya bağlıydı ya- “bir üst baş alayım” diyor. Oradan alırlarmış ceketi falan… Gidiyor, orada da ekmekçi ustası görüyor babamı. “Oo Nuri gel bakalım” diyor. “Neredesin sen?” diyor. “Hiç usta öyle ufak tefek şeyler almaya geldim.” diyor. Ermeni ustası ise; “Hiç seni bırakmam, burada ekmek pişiricisi yok. Sen burada benim yanımda iki üç ay yardım et. Sana yevmiyeni fazlasıyla vereyim. Sana kalman için bir de ev vereyim.” diyor. Orada babam ustasının yanında çalışmaya başlıyor. Buradan Halep’e giden arkadaşları da babamın yanına giderler, ev olduğu için bir iki gün kalırlar. Bir gün babam iki üç arkadaşı ile gezmeye çıkıyor. Tabi konuşmaları Antep şivesi olduğu için konuşmalarından Antepli oldukları anlaşılıyor. Yanlarına kara yağız bir delikanlı geliyor. “Antepli misiniz?” diyor. “Hee sen nerelisin?” diyorlar. Adam ise “Bende Pazarcık’tanım.” diyor. “Ne geziyorsun, ne işin var burada?” diyorlar. O da evinin olmadığını ve devletle başının ufak bir sorun yaşadığını söylüyor.  “Ben Buraya kaçtım geldim.” diyor. Yatacak yerinin ve parasının olmadığını sorup ‘hayır’ cevabını alınca babamlarda “O zaman bize gel.” diyorlar. “Adın ne?” diyorlar. “Mehmet” diyor. Bir iki gün kalıyor yanlarında yiyip içiyor. Bir gün gezmeye çıkalım diyorlar. Orada Babil Faraş varmış eğlence yeri, sene 1918… Oraya çıkıyorlar. Bari bir hatıra olsun, bir fotoğraf çektirelim diyorlar. Neyse fotoğrafı çektiriyorlar o beş kişi… Kürsüde oturan babam, babamın sol omzunun başındaki de Karayılan. Diğerlerinin de isimlerini tam bilmediğim için yanlış bilgi vermeyeyim dedim.

Ben bunu nasıl öğrendim; sene 1957 3. sınıfta okuyorken öğretmenimiz Antep’in kurtuluşundan bahsederken Karayılan falan deyince babama dedim ki öğretmenimiz Karayılan’dan bahsetti. Babam; “Hee oğlum annenin çantasında fotoğrafı var. Hele çıkart.” dedi. Çıkarttık ve bu fotoğrafı gösterdi. O fotoğrafı çektiriyorlar. Bir iki gün daha kalıyor. Tutuyorlar buna biraz kendi aralarında para topluyorlar. Galiba bir de at mı beygir mi bir şey alıyorlar. “Al git ağam işin rast gelsin.” diyorlar. Antep’te savaş başlamak üzere iken 1919 da babam Antep’e geliyor. Bizim mahallenin cephesi Aydınbaba Karargâhı imiş, Sarımsaktepe yani. Aydıbaba’nın yukarısı Sarımsaktepe. Ama Karayılan, Karayılan diye laflar dolaşıyor ortalıkta o dönemde babam kim olduğunu bilmiyor. “Bir gün Aydınbaba’da türbe var oraya vardım, orda baktım bizim Mehmet, Halep’te yanımızda kalan Mehmet. Orada hemen birbirimize sarıldık, kucaklaştık.” diyor. Halep’te yardım ettikleri Mehmet meğerse Karayılan lakabını almış bildiğimiz Karayılan olmuş. Tabi savaşın başında da Karayılan 24 Mayıs’ta şehit oldu.[5] Allah rahmet eylesin. Bütün o savaşta çalışanlar sonradan gazi olup ölenler bütün emeği

geçenlerin Cenabı Hak mekânlarını cennet etsin. İnşallah bir daha böyle bir şeye düşmeyiz.”

-Fotoğrafın hangi yıla ait olduğu ve nasıl keşfedildiği ile ilgili bilgi verir misiniz?

-“Az önce de bahsettiğim gibi babam arkadaşları ile Halep’te 1918’de bir Ermeni’ye çektirmiş o fotoğrafı. Karayılan da o esnada yanlarında. Fotoğrafı getirmiş evde saklamış. Nenem Firdevs böyle şeyleri saklardı. Sonra anam evlendiği zaman nenem anama vermiş fotoğrafı, bunu sandığa koy diye… Sandıkta dururdu. Taa senelerce… Bundan evvelde dururdu bende. Ben bunu çıkarttığımda şöyle bir şey oldu. Ömer Özdemir diye bir arkadaşımız vardı. “Biz eski belediye başkanı ile Karayılan’ın büstünü yaptıracaktık bir türlü fotoğrafını bulamadık.” dedi. Bende “Yahu bende var” dedim. Bir tek bir tane zaten fotoğraf. O da “Bana getir.” dedi. Götürdük verdik. Ondan sonra aldı yürüdü.”

-Karayılan’ın bilinen tek fotoğrafı bağışladığınız fotoğraf mıdır?

-“Evet, başka yok.”

-Babanızın Antep Harbi’ndeki rolü neydi?

-“Babam derdi ki; Bizim karşıda Tilki Şerif vardı. Heyet-i Merkeziye[6] babam ve Tilki Şerif’e cephelerde telefon hatlarını kesmek için onlara kabloları kesme görevi vermiş. Akşam olduğunda Tilki Şerif minareye dışardan çıkar, kabloları kesermiş. Babam da küçükmüş, “Ben aşağıda dururdum, kendi çıkar Fransızların telefon hatlarını keser, çanağını falan hemen aşağı atarmış” derdi. O çanağı getirir İmalat-ı Harbiye[7]’ye verirlermiş. Orada kullanılırmış.

Sonradan Fransız general demiş ki bunları bana ölü ya da diri getireceksiniz. Hatta babam anlatırdı; Kolejtepe’nin, Fransız karargâhının aşağı tarafına gitmişler tel kesmeye. “Teli kestik etrafımıza baktık bir ses…” diyor. “İki metrelik zenci adamlar gece kamçılarla vura vura geliyorlar. Şerif demiş ki; Ben Hoşgör tarafına doğru kaçayım benim arkama düşsünler. Sen de Kavaklık tarafına kaç oradan sonra da evde buluşuruz. Beni mümkün değil bunlar yakalayamazlar.” demiş. O kalkmış kaçtığı gibi on, on iki tanesi onun arkasına düşmüş üç beş tanesi de babamın arkasına düşmüş. E bu da genç. “Ben koşarak Kavaklığa indim suyun derenin içine bulamadılar. Oradan da derenin içinden Yazıcık’a kadar geldim oradan çıktım eve geldim. Şerif bir gün sonra geldi. Neredeydin dedim. Vallahi bellerini kırdık kendilerinin.” demiş Şerif. “Azıcık görünüyorum arkama düşüyorlar oradan Düztepe, Düztepe’den şimdiki Yeşilvadi’den Sacır’a kadar Sacır’ın içinden kendilerini peşimde koşturmaktan kımıldar halleri kalmadı.” demiş. Bu gibi şeyleri yaparlarmış. Heyet-i Merkeziye ne görev verirse onu yaparlarmış. “Ondan sonra da adımız Fransızlara düştü TilkininoğluŞerif ve Hacı Ahmet Nuri. Bu sebepten gidemedik.. Bizim ölüm emrimizi çıkartmıştı Fransızlar.” diyor. Dedem de “babama aman gitme bir tek yavrumsun.” demiş. Durum bundan ibaret.”

Bir şeyi anlatmadım. Babam derdi ki “Tilkininoğlu Şerif, Ağa Cami’sindeydi, bir ses geldi çıktım baktım Şerif, Ağa Cami’sinin önünde vurulmuş şehit olmuş. Ben diyorum şimdi düşünüyorum, Fransız onu oradan atıp da vuramaz, mümkünü yok. Bu Eyüpoğlu camisinde Artin isminde bir Ermeni varmış. Bu tarafına şehirden Müslüman tarafına böyle kum torbası düzülmüş, bir de delik bu kadar dürbünlü bir tüfeği varmış Antep’te hemen hemen kurşunla vurulanların yarısından fazlasını kendi vurmuş. Muhakkak oradan o mu vurdu.. İçeriden işbirlikçi biri mi vurdu? Şüphelendiğim biri var ismini söyleyemem. Ama 15-16 yaşlarında orada can veriyor.

-Babanızın Karayılan ile ilgili bahsedebileceğiniz başka bir anısı var mı?

-“Fazla bir arada kalamadık Antep’te.” derdi. Yalnız bir şey söyledi. “Karayılan şehit olduğu gün yanımıza geldi. Bizde ordaydık. Aydınbaba ziyaretinde kolunu kurşun sıyırmış çeteler saralım dediler ve sardılar.” Bugün gitme diyorlar, Karayılan’da yok diyor. “Bu bir sıyrık değil mi, onun için savaşmayı mı bırakalım.” diye gitmiş akşamda göğsünden vurulmuş.”

-Aile büyüklerinizin Antep Savunması ile ilgili anılarından bahsedebilir misiniz?

-“Savaşın ortalarında dedem neneme demiş ki; -nenem Ağa camisinde oturuyormuş- “Bir simit aşı pişir de bağırsağımız birbirine yapıştı.” demiş. Nenem ocaklıkta aşı yapmaya koyulmuş. Fransız, duman çıkan yere top atarmış. Duman çıkmaya kalmadı ki yerden mi geldi gökten mi bir top mermisi gelip karşı duvara çarptığı gibi dedemi 5 metre öteye fırlatmış. Adam kalkıp üstünü başını silkelemiş. “Bize gereği yok simit aşının.” demiş.

Şimdi bu Hacı Ahmet dedem biraz önce de anlattığım gibi simit aşı davası aynı kişi. “Yahu Hanım -bizim o beyin bahçesinin orada bağımız vardı- oraya gideyim de iki mahra üzüm keseyim. Eşeğe yükleyeyim.” Bu arada dedem eşeğini hiç ihmal etmemiş harpte, kendi yiyeceğinden önce eşeğin arpasını samanını hazırlamış.  Üzümleri yüklüyor, yola çıkıyor. Düztepe’nin orda çeviriyorlar. Fransızlara rehberlik eden Ermeniler de Türkçe biliyor ya. “Ne geziyorsun hoca burada” diyorlar. “Ne gezeyim oğlum” diyor, “bağıma gidiyorum” diyor. “Sen harp olduğunu bilmiyor musun niye gidiyorsun bağa” diyorlar.” Oğlum siz ta binlerce kilometre oradan gelip de burayı istila ettiniz, ne diyoruz” diyor. “Ben kendi bağıma gidemeyecek miyim” diyor. “Sizin ne işiniz var burada” diyor. O zaman Fransız komutan “bırakın gitsin zaten yaşlıymış” diyor.

“Bu arada neneme de kumandan derlermiş. Neneme niye kumandan denilmiş onu da söyleyeyim. Ağa camisinde oturuyoruz diyor nenem çok bilgiliydi 50 tane talebe yetiştirmiş. Firdevs nenemin babası da 93 Harbi gazilerinden Çolak Hacı Mehmet. “Orada oturuyoruz. Bir şaşahı şey yayıldı Antep’te, düşman bastı geliyor, bozguna uğrayacağız. Kadınlar herkes kapıya çıktıkları gibi elime bir değnek aldım kapıya çıktım, buradan kımıldayanın belini kırarım dedim.” diyor. “Dışarı çıkma yok. Siz böyle ederseniz cephedeki erkeklerin kuvây-ı maneviyatı kırılır. Bozgun olmayacaksa da bozguna uğrarsınız dedim.” diyor. “Bıraktı herkes çekildi bir tarafa.” diyor. “Ondan sonra oradakiler kumandan Firdevs koydular adımı” diyor.”

“Anamın dedesi Döş Baba’yı da anlatayım. Kendi Çınarlı Camisi’nin imamı. Medresenin hocası. Savaşta da Çınarlı Cephesi’nde. Bize Çınarlı Cephesi’ne Arıburnu deriz. Çünkü burada da Çanakkale’deki gibi mermiler havada çarpışmıştır.  En büyük savaşın olduğu yer. Orada iaşe verirlermiş işte. Bir pençe fıstık, tek avuç üzüm. Yemezmiş onu alır getirir buradaki çocuklarına verir, ondan sonra geri gidermiş. Savaşın sonlarına doğru artık takatten düşüyor, siperde oturduğu yerde herkes dağılıyor gidiyor. Adam orada can veriyor. Vurulmuyor kurşun yemiyor ama açlıktan orada siperde ölüyor, kendisinin ölüsünü buluyorlar. Nerede gömüldüğü de belirsiz.”

-Söz konusu fotoğrafı müzemize bağışlama sebebiniz nedir?

-“Netice de bu bir kâğıt parçası. Ben bunu korur korur ne korurum bir. İkincisi çocuklar kıymetini bilir mi bilemezler mi? Burada daha korunaklı olur diye düşündüm… Bir de ben babam için bunu bağışladım, ama tarihe mal olmuş bir de kahraman var. Burada yâd edilsin istedim.”

Sonuç

Bu röportaj, Antep savunması sırasında birçok cephede savaşan, adına şiirler, ağıtlar yazılan Gaziantep savunmasının bayrak şehitlerinden birisi olan Karayılan’ın, günümüzde Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi’nde orijinali bulunan tek fotoğrafı üzerine yapılmıştır. Söz konusu fotoğrafın nerede ve hangi tarihte çekildiği, fotoğrafta yer alan kişiler içerisinde Karayılan’ın hangisi olduğu ve fotoğrafın ne amaçla çekildiği ile ilgili bilgiler tespit edilmiştir. Bu fotoğraf, Karayılan’ın hafızalarda yer etmesini sağlaması açısından oldukça önemlidir. Ayrıca bağışçı Mehmet Ömer Pakhuy’un gazi babası Mehmet Nuri Pakhuy’dan ve diğer aile büyüklerinden Antep Savunması ile ilgili edinmiş olduğu anılara da röportajda yer verilmiştir.

Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi’ne bağışladığı kıymetli eserinden dolayı ve bu esere dayanılarak yapılan röportajından dolayı Mehmet Nuri Pakhuy’a teşekkür ederim.

Kaynakça

Ali Nadi Ünler, Gaziantep Savunması, Kardeşler Matbaa, İstanbul 1969.

Celal Pekdoğan, Gazi’den Gazi’ye Mustafa Kemal İle Muhaberat, Ankara 2014.

 Lohanizade M. Nurettin, Gaziantep Savunması, Çev. Mehmet Ali Akidil, Kastaş Yayınevi, İstanbul 2011.

Mehmet Ömer Pakhuy ile Yapılan Röportaj (25/01/2021).

Mehmet Solmaz, Karayılan, Güneş Matbaa, Gaziantep 1964.

R. Yaşar Büyükoğlu, “Milli Mücadele Dönemi’nde Antep Savunması’nda Karayılan”, Milli Mücadele’de Güney Bölgesi Sempozyumu, Ed. Erdem Ünlen vd., ATAM, Gaziantep 2015

 Ramazan Erhan Güllü, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gaziantep Ermenileri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009.


[1] Asıl adı Mehmet olan Karayılan; Pazarcık ilçesinin Elif Köyü’nden olup 1888 doğumludur. Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde askerlik çağı gelen Karayılan önce Erzurum’a gitmiş, oradan sonra da Kafkas Cephesi’nde Ruslara karşı savaşmış, yararlılıkları sebebiyle çavuş olmuştur. 1919 yılı başlarında İngilizlerin Antep’i işgal etmesi üzerine Karayılan reisi olduğu Kabalar aşiretini gizlice savaşa hazırlamıştır. Antep Maraş yolu üzerinde Karabıyıklı mevkiinde 20 Ocak 1920 tarihinde, Fransız birliklerine öldürücü darbeyi Karayılan ve çeteleri vurmuştur. Karabıyıklı baskını ile haklı bir şöhret yapan Karayılan, Heyet-i Merkeziye tarafından Antep’e davet edilmiş ve Mart 1920 başlarında gizlice Antep’e gelmiştir. Heyet-i Merkeziye tarafından kendisine Kilis-Antep, Akçakoyunlu-Antep, Nizip- Antep karayolları üzerinde gidip gelen Fransız nakliye birliklerine baskın için bu yol savaşlarına katılması görevi verilmesiyle Kuvay-ı Milliye safına katılmıştır. Antep şehir içi savaşları başlar başlamaz, Karayılan kuvvetleri düşmanla savaşarak Antep’e girmiş. Karayılan önce Bekirbey Cami’sinde karargâh kurmuş daha sonra karargâhını Karagöz Cami’sine taşımıştır. 24 Mayıs 1920’de Sarımsaktepe bölgesinde büyük bir çarpışma olmuş, bu tepeyi geri almaya Karayılan çetesi de görevlendirilmiştir. Çatışma sırasında Karayılan kalbinden vurularak şehit olmuştur. Mehmet Solmaz, Karayılan, Güneş Matbaa, Gaziantep 1964, s.1-42; R. Yaşar Büyükoğlu, “Milli Mücadele Dönemi’nde Antep Savunması’nda Karayılan”, Milli Mücadele’de Güney Bölgesi Sempozyumu, Ed. Erdem Ünlen vd., ATAM, Gaziantep 2015, s.269-281.

[2] Söz konusu röportajda, Mehmet Ömer Pakhuy’un vermiş olduğu ifadeler olduğu gibi yazıya aktarılmıştır.

[3] Antep’teki Amerikan-Protestan kurumlarından en önemlisi Antep Amerikan Koleji idi. Antep Amerikan Koleji (ya da Merkezi Türkiye Koleji- Central Turkey College) 11 Ekim 1876 günü yapılan bir törenle öğretime başlamıştır. Kolejin ilk müdürü, aynı zamanda kurucusu olan Dr. Tillman C. Trowbridge’di. Kolejin geniş bir alana yayılmış gösterişli binası tamamen Hristiyan kültürünü yansıtıyordu. Antep’teki misyonerlerin ve ihtilalci Ermeni örgütlerinin merkezi gibi çalışan, işgallerle birlikte tamamen işgalci güçlerin hizmetine giren kolej; Fransız işgali döneminde Fransız karargâhı olarak kullanılmıştır. Ramazan Erhan Güllü, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Gaziantep Ermenileri, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009, s.89-104.

[4] Antep Ermenileri, Türkçe konuşmuş, kiliselerinde dahi ibadetlerini, ayinlerini Türkçe yapmışlardır. Antep’teki Ermeniler Amerikan Koleji vasıtasıyla Ermenice öğrenmiş ve konuşmaya başlamışlardır. Ali Nadi Ünler, Gaziantep Savunması, Kardeşler Matbaa, İstanbul 1969, s.12-13.

[5] Karayılan’ın cenaze namazı bütün arkadaşlarının gözyaşları arasında hastanenin bulunduğu Şeyh Camii’nde kılındı. Naaşı Şeyh Camii’nin bahçesine defnedildi. Büyükoğlu a.g.e., s.278.

[6] Sivas’ta bulunan Mustafa Kemal Paşa tarafından mutasarrıflığa gelen mektup üzerine Ragıp Bey tarafından Antep’te Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti kurulmaya başlanmıştır. 23 Ekim 1919’da kuruluş resmiyet kazanmış ve Mustafa Kemal Paşa durumdan haberdar edilmiştir.  Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti’nin Heyet-i Merkeziyesi adında bir temsilciler meclisi vardı. Cemiyet sadece geceleri gizli şekilde toplanarak günden güne büyümüştür. Antep’te ilk milli teşkilatı kuran kişiler: Tahrirat müdürü Ragıp Bey, Jandarma Yüzbaşı Esat Bey, Doktor Hamit Bey, Alay katibi Avni Bey, Meclis idare başkatibi Eşref Efendi, Maraşlı Hoca Hamdi Efendi, Ahmet Muhar Bey, Kepkepzade Abdürrezzak Efendi, Merakzade Şerif Ağa, Körükçüzade Ahmet Efendi idi.  Bu topluluğun görevi; Sivas’ta bulunan Heyet-i Temsiliye ile haberleşmek, merkez ve çevre idare heyetlerine talimat vermek, milli teşkilatın genişlemesine çalışmak, harbi sevk ve idare etmekti. Dr. Celal Pekdoğan Gazi’den Gazi’ye Mustafa Kemal İle Muhaberat, Ankara 2014, s.13; Lohanizade M. Nurettin, Gaziantep Savunması, Çev. Mehmet Ali Akidil, Kastaş Yayınevi, İstanbul 2011, s.34-35.

[7] İmalat-ı Harbiye Antep Savunması sırasında cephane yetersizliği nedeniyle Sabun Hanı’nda kurulmuş, resmi açılışı 10 Aralık 1920’de yapılmıştır. Burada bomba, fişek, kapsül imal edilmiş, silah tamiratı yapılmıştır. Lohanizade M. Nurettin, a.g.e., s.187.



Bir yanıt yazın